3 Ocak 2019 Perşembe

7.6 milyar kişi bir anda dünya dönmüyor diye bağırsa, dünya ikna olur muydu?

"bu kadar insan yanılıyor olamaz diye düşündüm" diyerek meşhur bir çevrimiçi oyuna binlerce lirasını kaptıran bireylerin hikayelerini bolca mizah malzemesi ettik. çünkü komikti, kim diğer insanlar onaylıyor diye bir fikri onaylardı?

düşünelim. daha önce ziyaret etmediğiniz, hakkındaki bilginizin bir toz zerresinin evrende kapladığı alandan daha küçük olduğu bir şehre sizi ışınlıyorum, hem de beş kuruş para almadan. şehir merkezinde etrafı izleyerek gezmeye başlıyorsunuz, dükkanlar, müzeler, parklar derken saatin de ilerlemesi hasebiyle acıkıyorsunuz ve fastfood zincirleri de hak getire. ne yapacaksınız? sıfır ön bilgiye sahip olduğunuz bu şehirde karnınızı doyurmak için in cin top oynayan bir mekânı mı tercih edersiniz yoksa yer bulacağınız kadar kalabalık mekânları süzerek kendi profilinize yakın kişilerin yemek yediği yerler arasında bir eleme mi yaparsınız? siz yanıtınızı verin, ben o esnada meramımı anlatmaya başlayayım.

insan olmanın bir defosu olarak sosyal bağlarımızın bize taşıdığı bilgilere kıymet vermeye meyilliyizdir. adını hiç duymadığımız bir üniversiteden profesör doktorun sunacağı bilginin önünde saygıyla eğilir ama her nedense o profesörün söylediğinin aksi bir eylem öneren yakın akrabamızın bilgisini uygulamaya koyarız. çünkü akrabamızın bilgisine uzanıp dokunabilir, bilgiyle genellikle bizi ikna edecek tek yönlü bir otoyolda fikirlerin hızlıca geçiş gürültüsünü bir nebze tolere ederek tartışabiliriz. ayrıca oslo'daki profesörden borç isteyecek olsak muhtemelen yanıt alamayız fakat akrabamız bizim için kendisini feda edecek kişidir, bu tip bir nedensellik bağına teyellediğimiz güveni bilgiye de tahvil ederek sonuca ulaşırız.

benim 'inanç teyellemeleri' dediğim bu tip sualsiz bilgi iddiaları sadece ahbaplık bilgisiyle sınırlı da değildir, elimizdeki en yetkin bilgi kurumu olan bilimde de benzer riskler her zaman kapının ardındadır ve o kapı her daim aralıktır. bu aralığın önünde her yüzyılda bazı bilim insanları durma görevi üstlenir, 20. yüzyılda da imre lakatos bu görevi hakkıyla yerine getiren bilim filozofuydu.

diyordu ki, bilgi denen bu 'şey' her ne kadar insan iradesinden münezzeh de olsa madalyonun diğer yüzünü göz önünde bulundurmazsak bilgi iddiaları her zaman bilginin önüne geçebilir. bir gün bilgi duvarına çarpıp gerçeklikle karşılaşılacağını bilsek bile bilgi iddiaları öyle kuvvetlidir ki o duvardan uzakta kestirme yollar bulmak için de kendini eğitebilir, bu yüzden sadece bilgiden bahsetmeyiz bir de bilgi iddalarını konu ediniriz.

bilimsel aktivitelere fon sağlayanların yahut araştırma sonuçlarını, deneyleri yayınlayanların akıl ofisi'nden 'irrasyonel kararlar vermez' belgesine sahip olmayan, bizler gibi insanlar olduğunu unutmak pek de iyi sonuçlar doğurmaz. yöntem, deney, gözlem gibi anlamsal olarak ağır olsa da irrasyonel insan aktivitesiyle bir kenara itilebilecek kadar hafif kavramların çoğunluğun kuvvetini gözden kaçırmamak gerekir. bir restoran örneğiyle başlayıp olabilecek en uç örnekle bitirmek mümkünse soruyorum: hipotetik bir evrende bilim insanlarının çoğunluğu kanun hükmünde bilimsel karar alma yetkisine sahiptir. bir gün bilimsel yetkiyi elinde tutan bu çoğunluk "bilim dostları, bunca yıldır biz yanılmışız, dünya dönmüyor, güneş onun etrafında dönüyor. kanunu imzaladık, hepinize de faks çektik." dese bunu sırf kişi olarak sayıları fazla diye kabul edecek miyiz?

bu da zihinlere iliştirdiğimiz ikinci soru olsun.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

deney düzenekleri için özel üretildi: aynen solüsyonu

sohbetlerin harcında yer alan 'aynen' ve vazgeçilmezliği üzerine uzun uzun düşünmek istedim fakat kısa bir düşünce seansıyla da bu v...