bu haliyle kuvvetli, içine çekiveren bir hikaye olsa da olaya bir fotoğrafın yakından görmeye çabaladığımız noktasına dalar gibi zum yaptığımızda hikayeyi zayıflatabilecek fakat hakikati kavramayı kolaylaştıracak detaylarla karşılaşırız.
belgelerle konuşmak bilimin asli, türk münakaşacılık geleceğinin şovmen unsurudur, o yüzden her ikisinin de kuvvetinden yararlanarak galileo davasına temel oluşturan 24 şubat 1616 tarihli komisyon raporunu elimize alalım.
"güneşin evrenin merkezinde bulunmasına ve hiçbir yerel hareketinin olmamasına ilişkin sav öncelikle “felsefi açıdan aptalca ve mantıksız” olduğu gerekçesiyle, ardından da dinin öğretilerine uymadığı için reddedilmiştir."o yıllarda felsefe ve bilim arasına bir ayraç konulmadığını hatırlarsak galileo'nun yargılanması aslında o dönemin felsefi, dolayısıyla bilimsel yaklaşımına uygun görülmemişti. işin inanç yönü de var tabii fakat sadece inanca aykırılık bu cezayı ortaya çıkarmadı.
neymiş? astronomi gibi bir alanda bile iş karar vermeye geldiğinde 300 yıl sonra gülünç addedilecek bazı imzalar atılabiliyormuş. gözlem verileri ortadayken, her şey somutlaşmışken bile insanlığın iç sesi bu gördüklerini reddedecek o geleneksel motivasyonu harlamaya yetiyormuş.
buradan büyük bir adım atalım ve pozitif bilimlerle 'insanlığın alelade uğraşları' arasında bir yerde konumlandırılmaya çalışılan psikolojiyle bağlantı kuralım. yaygın argümanı şöyle büyük puntolarla alıntılayalım ve uzunca süzelim:
"psikoloji deneyleri tutarlı değildir, hem tutarlı olsa bile bilimsel yöntemin tüm şartlarını karşılayacak bir deney sistemi kurmak imkansızdır. ayrıca evrensel bir psikoloji kanunu olmamasının açıklaması var mı?"yerinde bir eleştiri, değil mi? pekala bilimlerin en kıdemlilerinden fizikte araştırılan bozonları deney tüplerine avuçlayıp doldurabiliyor muyuz diye düşünelim. devam edelim, evrensel bir psikoloji kanunu neden yok? aslında yanıt basit, bu tip bir evrensellik zaten olmadığı için bunu kanunlaştırmak da mümkün değil. sorular uzar gider, yanıtların tümüne ise sahip değilim.
sahip olduğumuz yanıtların sayısı az olsa da soruları nasıl daha doğru sorabileceğimizi öğrendik diye düşünüyorum. en azından bilimlerde atılacak adımların laboratuvardaki deneylerle sınırlı kalmasının pek de kolay olmadığını öğrenmemiz gerek. insanlık olarak zihnimizin derinliklerinde yatan defoları bilim olmadığına dair hararetle eleştirilen psikolojiyle teşhis ettiğimizde kadim bilimlerin yolunu da açabileceğiz.
şimdilik burada duralım, bu mevzuya devam edeceğiz.